0

Blackfeather Hikaye : Eşkıyalar

Yazar @admin05 Ocak 2016

Blackfeather Hikaye : Eşkıyalar

“Dikkat edin Prenses! Eşkıyalar yaklaşıyor!” Dikenli labirentin karanlık gölgeleri arasından yırtık pırtık siyah pelerinlerini kuşanmış üç kurnaz düşman belirdiğinde, Blackfeather iyice eğilerek elini kılıcının kabzasına attı.

Üç serseri arasından en iri olanı, aralıklı dişleriyle gülümseyerek “Tırmanma ve yakalama kısmını hallettiğiniz için teşekkürler” dedi. Dikenli gürzüyle prensesi işaret etti. “Bundan sonrasını biz halledeceğiz.”

blackfeather_hikaye

“Sanırım bu durumda ödülü de onlar alacak” dedi Phinn.

“Saçmalık!” diye bağırdı Blackfeather. “Bu pis barbarları lime lime doğrayıp kendime kurdele yapacağım.”

“Sayımız az değil mi?” diye düşüncelere daldı Phinn; ama sesinde korku yoktu.

“Bunlar benim rakibim olamaz. Şunlara bir bak. Sanki daha önce terzi lafını hiç duymamış gibiler,” diye dalga geçti Blackfeather.

Prenses kollarını kavuşturarak parmaklarıyla tempo tutmaya başladı. “Lütfen beni kim kaçırıyorsa biraz acele edebilir mi? Labirent muhafızları yola düşmüş olmalı.”

“Muhafızlarınız kendini pek iyi hissetmiyor.” Düşmanlardan ikinci iri yarı olanı yere tükürüp omzu üzerinden bir yumruk salladı. “Biz kafalarını tokuşturunca oracıkta uykuya daldılar. Sesini kesmeyi bilmiyorsan aynısını sana da yaparız.”

“Majestelerini böyle tehdit ettiğin için seni kılıcımla tanıştıracağım, pis hödük.” Blackfeather muhteşem bir şşşşiinnnggg sesiyle kılıcını çekti. “Sizi kaba herifler, kılıcım Blackfeather’la tanışın.”

Prenses, içler acısı çaresizliğini bir kenara bıraktı. “Kılıcına kendi adını mı verdin? Ne kadar büyük bir kendini beğenmişlik …”

“Kılıcımla çok ortak yönümüz var” dedi gözleri hiddetle parlayan Blackfeather.

“Hiç de öğrenesim yok.”

Hırsızların en çelimsizi, alaycı bir ifadeyle “Bu mızmız tavukların hangisi prenses emin değilim” diyerek ağız dalaşını yarıda kesti. Kemerinden ince kılıcını çekip çıkardı.

“Çocuğun saçını bozmak ne ayıp” diye yuhaladı en iri olanları.

“Onu öldüren kılıç temiz olmazsa darılır herhalde?” Aralarından ikinci iri olanı yeleğinden iki bıçak çıkardı.

“Bu embesilleri bana bırak Phinneas” diye emretti Blackfeather. “Hepsini birden haklayacağım!”

“Tamamdır” dedi Phinn, Susie’nin yemeği için ateş böceklerini yakalayıp eğlenerek.

Gürz henüz ilk dönüşünü tamamlamadan, Blackfeather düşmanların arasına daldı. Bıçağı her seferinde düşmanların gövdesi, kolları ve yüzünde kıpkırmızı öpücükler bırakıyordu. Öylesine hızlı hamle yapıyordu ki ona ulaşmak mümkün değildi; parlayan kılıcı sanki iki kat uzamıştı. Kılıç darbeleri, bıçak kesikleri ve gürzün dikenleri ancak havayı dövüyor ve serserilerin vücudunda ızdırap dolu derin kesikler açıyordu. Blackfeather, tehlikeli patikalarda düello yaparken nazik hareketlerle ve etkileyici hakaretlerle rakibini durduruyor, eğiliyor, kesikler açıyordu. “Dövüşürken ancak kaplumbağa kadar hızlısın! Kılıç ustanın adını söyle de zamansız vefatın için onu suçlayabileyim! Mezarına gül ağacı dikeceğim, iblis!”

Fakat Blackfeather daha iri olan ikiliyi kör çıkmaza doğru kovalarken, aralarındaki en ufak eşkıya kavganın etrafından dolaşarak prensesi kaptı.

“Ödülünü alıp kaçtı” diye seslendi Phinn.

Blackfeather kaçıranın ardından hızla koşsa da, karanlık labirent geçitlerinde izini kaybetti. Geri döndüğünde diğer ikisinin de tüydüğünü gördü.

“Yardım et, Phinneas!” diye bağırdı Blackfeather.

“Embesilleri sana bırakacağımı sanıyordum.”

“Bu nankörlerin hakkımızla zapt ettiğimizi çalmalarına müsaade edemeyiz!”

“Haklısın.” Phinn çapayı zincirinden yukarı çekti ve karanlığa doğru fırlattı. Çapayı geri çektiğinde üç haydut hüngür hüngür ağlayarak belirdi. Kancalar haydutların dikenlerle bezenmiş ceketleri, kemerleri ve kalçalarına saplanmış; üstelik yanında koca bir diken topunu da sürüklemişti. Prenses Malene, kendisini esir alan adamın omzundan atlayarak Blackfeather’ın kollarına koştu; tek bir diken çiziği yüzünden solgun yanağına kan damlıyordu.

“Bravo Phinneas!” diye sevinçle haykırdı Blackfeather.

“Sizi budalalar,” diye hıçkırıklara boğuldu prenses. “Acı Portakal dikeninin … prensesler için… zehirli olduğunu… bilmiyor musunuz?”

Şuurunu kaybedip Blackfeather’ın kollarına yığılırken gözleri kapandı.

Kraliyet muhafızları büyük bir kargaşayla yukarıdaki balkona koştu. “Bu taraftan kaçtılar!” diye bağırdı içlerinden biri.

Blackfeather panikle yerinde döndü. “Asla korkmak yok! Yolu hatırlıyorum… sol, sol, sağ… hayır, bu çıkış yoluydu…”

“Bence bilmecelere zaman yok” diyen Phinn, yavaş adımlarla dosdoğru Acı Portakal labirentine ilerledi ve labirentin duvarını ezerek parmak kadar dikenler ve yarı olgunlaşmış meyvelerle dolu bir harabeye çevirdi.

Yazar Hakkında
@admin
Yorum

Cevap Yaz